
|

|
Yönetilmek nedir ?
"İzlenmek, soruşturulmak, gözetlenmek, kapatılmak, yorumlanmak, yasalara uydurulmak, ne iffeti ne de yaratıcılığı
olan insanlar tarafından denetlenmek, biryin yaptığı her eylemde mimlenmesi, kaydedilmesi, nüfus sayımına
tabi tutulması, damgalanması, onaylanması, yetkilendirilmesi, vergilendirilmesi, fiyatlandırılması,
tavsiye edilmesi, doğru yola sokulması anlamına gelir. Halkın çıkarları bahane edilerek sömürülmek,
sömürülmek tekelleştirilmek, soyulmak anlamına gelir. Bütün bunlar halkın yararı ve halkın çıkarları
için yapılır. Daha sonra, ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcüğünde kişi baskı altına
alınır, tutuklanır, yargılanır, vurulur, makinalı tüfekle taranır. Sürgün edilmesi, satılması,
ihaneye uğratılması, dolandırılması, aldatılması, eziyet görmesi, onurunun kırılması,
küçük düşürülmesi... Devlet işte budur; onun adaleti de, ahlakı da budur!" *
İktidar heryerdedir. Hapishanede, tımarhanede, hastahanede, okulda, bilgide, bilimde ve iş yerindedir iktidar.
İktidar, kapatılmada, kodlamada, yasaklamada, baskıda, gözetlemede, denetlemede ve yönetmededir. Okulda okuduğumuz
kitapta, evde karşılaştığımız baskıda, gönderildiğimiz odamızda, kilitlendiğimiz
tuvalette, sokakta gördüğümüz şiddette, yediğimiz tokatta, tekmede, coptadır. Hastahanede yediğimiz
sakinleştirici iğnededir, klinikte bilinçaltımıza ulaşmaya çalışan sözcüklerdedir İktidar.
Politikacıların nutukları, anne ve babanın tavsiyeleri, öğretmenin cetveli ve komutanın sana
verdiği tüfektedir iktidar. Aynı giydiğimiz önlükte, üniformada, takım elbisede, tulumdadır. İş
yerinde bayan yöneticinin yere vuran uzun topuğunda, askerde rütbelinin botlarının parlaklığındadır.
İktidar yönetmekte ve yönetilmektedir.
"İktidar yalnızca baskı uygulamaktan - bastırmaktan, engel çıkarmaktan, cezalandırmaktan - ibaret
olmadığını, arzuyu yaratarak, zevki kışkırtarak, bilgiyi üreterek; bundan daha derine nüfuz
ettiğini de göstermektedir." "İktidar bedeni çalıştırır, davranışa nüfuz eder, arzu
ve zevkle iç içe girer."**
İktidar heryerdedir. Biz, iktidar karşıtları olarak, yönetmek ve yönetilmek istemiyoruz. Baskıya,
şiddete boyun eğmeyi ahlakımıza ne özgürlüğümüze ne ahlakımıza sığdırabiliyoruz.
Dövülmeyi, denetlenmeyi, kapatılmayı, gözetlenmeyi, müşade altında tutulmayı kabul etmiyoruz. Bugüne
kadar çektiğimiz, halen çekmekte olduğumuz ve çekecek olduğumuz, bize açıktan veya gizli olarak dayatılan;
kabullenmeci ahlak anlayışına, kanaatçi kurumsallaşmaya, hiyerarşik örgütlenmeye, emir almaya ve
vermeye karşı duruyor ve anarşist direnişte birleşiyoruz. Çünkü biliyoruz;
"İktidar heryerdedir, direniş de !"***
Herkesin kendi yaşam alanı üzerinde doğrudan söz sahibi olacağı, hiç kimsenin kimse üzerinde tahakküm
ve otorite kuramayacağı bir toplumu düşlüyor ve bunun bir ütopya olmadığnı, çok kısa sürelerde
de olsa tarihte gerçekleşmiş örnekleri olduğunu biliyoruz. Kısa sürmelerinin nedenini ise yapısal
olarak yanlış yolda olmalarıyla değil, hareketlerin otoriteryanlar tarafından manüple edilip kullanılmaları
ve isyandaki örgütlülüğü devam ettiremeyip konseyleri ve doğrudanlığı fesh etmeleriyle açıklıyoruz.
Ortak ve enternasyonel federasyonlar biçiminde tamamen yatay olarak örgütlenmiş, içinde hiyerarşi ve güç içeren
sosyal statüler ve en önemlisi sınıflar barındırmayan özgür ve eşitlikçi bir sosyal yapının
ancak ve ancak özgür bireyleri ortaya çıkarabileceğini, özgür insanın ancak böyle bir toplumda kendini var
edip, su yüzüne çıkabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden kapitalizme ve onun bütün uygulama biçimlerine karşıyız.
Ancak kapitalizme, sadece iktisadi bütüncüler gibi ekonomi-politik anlamda değil, sınıfların birbirleri
üzerindeki tahakküm kurma araçlarından biri olduğu için, dahası yapısı gereği sınıflı
topluma ihtiyaç duyduğu için karşıyız. Kapitalizmden farklı olarak ev içi emeğin sömürülmesi
ve temsiliyet fırsatçılığı gibi diğer tahakküm kurma biçimlerine de kesinlikle karşıyız.
İşçici yada sınıfçı değiliz. Aksine sınıf savaşını ve mücadelesini
sınıfları kaldırmak için verilen bir mücadele olarak görmektyeyiz. Sınıf mücadelesi de, sosyal
düşünme edimi de bizler için bireyin özgürleşmesinin araçlarıdır.
Devletin ve maaş kavramlarının bulunduğu her sosyal yapı bizim için sınıflı toplum
örneğidir. Bu anlamda geçmiş sosyalist deneyimlerin geldiği noktayı hiç bir şekilde özgürlükçü ve
komünist olarak tanımlamıyoruz. Devlet kapitalizmi ve bürokrasinin hakimiyeti olan hiç bir yapı ne özgürlükçüdür
ne de komünisttir. Hiç bir iktidar kendini fesh etmez. Bu iktidar sermayenin güdümündeki devlet de olsa, komünist parti de
olsa bu genel kural her zaman geçerlidir. Bu yüzden aşamacı sosyal geçiş teorilerinin hiç birini kabul etmiyoruz.
İktidarı ele geçirdikten sonra yavaş yavaş özgürleşmek ve yavaş yavaş komünist olmak mümkün
değildir. Paylaşımcı, dayanışmacı, özgürlükçü bir topluma ancak daha mücadele aşamasında
kurulacak yapılar içinde yatay örgütlenmeci olarak ulaşılabilir. Bizce tek yol sisteme karşı mücadele
eden kitlelerin hiyerarşik olmayan yapılar kurarak bu şekilde örgütlenip, mücadele etmeleridir. Eğer bir
devrim olacaksa, sonrasında kurulacak özgürlükçü yapının ve toplumun tohumları ancak ve ancak mücadelenin
başlangıcından ve bugününden atılabilr. Hiyerarşik ve sosyal anlamda dar yapılanan her örgütlenme
ve yapı özgürlükçü bir toplumun önünde engel olmaktan başka bir işe yaramaz.
Evet! Eşitliği savunuyoruz. Ancak bu hiç bir şekilde aynılığı savunmak anlamına gelmemelidir.
Aynılığı faşizm savunur, komünizm değil. Tahakkümsüz, sınıfsız bir bir toplumda
özgür bireylerin eşitliği olacaktır. Aynılığı değil.
Herşeyi kontrolsüzce yakıp yıkmak, bireylerin gücü oranında birbirine karşı amansızca tahakküm
uyguladığı ortamlara çanak tutacak, gücü yetenin gücü yeten üzerinde güç gösterisi yaptığı bir
kaos ortamını hiç bir şekilde savunmuyoruz. Bu görüş, anarşizan perspektif ve deneyimleri konu alırken,
çoğu kez otoriteryan sol anlayışlar tarafından dile getirilen kasıtlı bir saptırma ve propagandadır.
Özgürlükçü komünizm aksine daha mücadele aşamasında kitlesel ve eşitlikçidir. Paris komünü, İspanya iç
savaşındaki silahlı güçleriyle de aktif olarak savaşa katılan ve Franco'ya karşı kendini
savunarak kısmen de olsa başarılı olan köy komünleri, Ekim devriminden sonra Ukrayna'da kurulan ve daha
sonra kızıl ordunun saldırılarıyla yok olan Makhnovist komünler ve halk meclisleri, kısmen zapatist
deneyimler ve bugün Meksika Oaxaca'daki öz yönetim ve direniş arzusu, özgürlükçü komünizm ve hiyerarşisiz, sınıfsız
toplum konusunda bizlere moral ve deneyim kazandırmaktadır.
Yaşamın her alanındaki tahakkümün ve kendini üretiminin üzerimizdeki belirişleri; kodlamasının
konumlandırdığı alanlarda bulunuşumuz, farklılıklar göstermektedir. Kimi zaman iktidara
olan gönüllü kulluğumuz kimi zaman bir iktidar uygulayıcı olarak tahakküm kurduğumuz ve bundan haz alarak
arzusunu ürettiğimiz; ona yön verip yeni otoriter biçimler alanları açarak, hayatımızı kendimizin
kodladığından bihaber, ilüzyonlar içinde ya 'ütopyamızı' ölümden sonrasına devrederek yahut
bir gün olacağı söylenegelen 'devrim anı'na emanet ederek can çekişmekteyiz. Aynı zamanda içinde
yaşadığımız gezegenimiz de; ekolojik döngüyü ve diğer türlere olan tahakkümümüz yoluyla canlı
olan, parçası olduğumuz doğayı katletmekteyiz.
Hayatın yaşamadığını, kendimiz olmadığımızı yahut yaşayan ölüler
olduğumuzu ve gezegenimizin her gün biraz daha yok olduğunu gizlemeye her çalıştığımızda
özgürlüğümüze o ölçüde uzaklaşıyor ve tahakküm uygulayıcılarına , onların vereceği
kararlara teslim oluyoruz. Kendimiz adına konuşmayıp, başkalarının bizim adımıza kararlar
vermelerine boyun eğiyoruz.
Parçası olduğumuz doğanın kaynaklarını kendi özelimizde sahipleniyor; kendi türümüzü ve diğer
türleri buna boyun eğmeleri için baskı ve evcilleştirici aygıtlarla aptallaştırıyor ve
daha fazlası için sömürüyor, öldürüyor ve bunun böyle sürmesi için halüsilasyonlar yaratarak onları birbirine düşürüyor
ve oyunda aldığımız konumları koruyoruz.
Özgürlüğün yolu bulunduğumuz konumları terketmek ve onlara karşı mücadelemizi sürdürmekten ve dolayısıyla
karşı-konumlanışlarımızı yaşamın tüm alanlarına yaymaktan geçer. Ancak farklılıklarımızı
birbirimiz için kabullenerek birarada eyleyişimizin özerkliğinin bilinciyle dünyada karşı-konumlanış
ağları kurarak yaşamı diriltip, soluk alabiliriz.
Kendi adımıza: An Bizimdir!
*P.J. Proudhon
**M. Foucoult
***M. Foucoult
|

|

|